Yediğim bir dilim ekmeğin, buğdayının ekilmesi, biçilmesi, öğütülüp un haline getirilmesi, yoğrulup pişirilmesi, satışa sunulması, ilgili mekanlara nakliyatı dahil fert fert, soframa geliş yolculuğundaki maddi manevi işbirliğimi nasıl inkar ederim? Toprakla, çiftçiyle, değirmenciyle, toptancıyla, fırınla, bakkalla gayet somut, izi sürülebilir ilişkimi nasıl yok sayarım? Sayamam. İçindeyimdir maddi-manevi emek döngüsünün. Ki buna şükran duyarım…

 

Gelin görün ki, her şeyin, her şeyle, daima olan  bu bağlantısı yaşamda hep de şükran duyulası durumlar meydana getirmiyor.

 

Bir askerin canını alan kurşunda, kurşunu ateşleyen silahta, silahı tetikleyen karşı fikirde, fikri taşıyan can’da ekmeğe duyduğum huzuru nasıl duyarım? Gün gibi biliyorken hem de; aynıdır payım! Vergi’mi mi sorgulamalıyım? ‘Algı’mı beğenmemek sırf, yetmiyor savaşı bitirmeye zira!

 

‘Rejim elden gidiyor’ çığırmalarını manüple ettikleri manalarda yersiz buluyorum. Rejim; ‘kendi kendini yönettiğin sistem’ tanımlamalarda. ‘Kendi’ kendinibilmez bir cinnette firar oysa! Sığmıyor ele avuca tuttuğunda…

 

Kendine gel halkım, uyan BARIŞ’a…

Sevgililer Günü

Şub. 13, 2008

“Aşkın yüzlerce neşteri, ruhun damarlarına sokuldu ve oradan gönül adı verilen bir damla aldı... Aşk öyle engin bir denizdir ki, ne kenarı vardır, ne de ucu bucağı."

( Mevlana )

  Zamana, mekana hatta insanın kendine rağmen kendine kafa tutan “aşk” yaşamla birlikte başlamış, sayısız tanımlamalara konu olmuştur. Tüm duyguların, duyumsamaların en enerjik , ateşli, söz dinlemez, asi olanıdır. Coşkusu ve sevinciyle yürekleri kuş olup uçurduğu gibi , acısı ve hüznüyle eza dolu kabusa, canhıraş bir çığlığa çevirir yaşamı.

Yaşam aşktan, aşk insandan, insan âşık’ından alır ilhamını. Yaratılışla birlikte başlar  aşk hikayeleri. Eskidir, eskimez…

Antik Çağlardan başlayıp günümüze dek süren, ana temanın aşk olduğu çeşitli efsaneler, bu ihtişamlı duygunun tüm canlılığı kapsayan, varoluşu devindiren dinamizmini anlatırlar. Her birinin kendine has gelenekleri, ritüel ve şenlikleri olmakla birlikte, ortak olan zamanlamalarıdır Şubat ayı ortası.

Günümüzde “Sevgililer Günü” olarak imlenen 14 Şubat bugün. Sevgililer Günü’nüzü kutluyor, sözü kelimelerin sevgililerinden bir üstada bırakıyorum;


Aşklama

Şaraptı, rakıydı, şuydu buydu,
Kişi esrimeyi bir aşkta tatmalı ilkten.
Dedim ya; ondan gayrı korkuluğa güvenmem.
İçtiğim hep aşktı benim, gerisi tortu.


Sevişik bir keçi yumukgöz oğlağına,
Özüne aşk sızmış o sütü emziriyor,
Yumurtasını bir kovuğa koyarken,
Aşkı da koyuyor anaç zargana.

Aşk mavisi tükendiyse o boşuna denizde,
Bil ki diken diken bir çamurla örtülüdür sığlığı.
Niye enez bu zambak diye sordular mıydı,

Aşksız geçen günlerinde örselenmiş de.

Aşk bürünmeseydi de bak hiç şakır mıydı
Şu bi damlacık isketeyi tâ gagadan kuyruğa,
Kişi gönlünü yitirdi mi ne yüzle çıkar sokağa,
Yaşamda nesi varsa aşk işte onun adı.

Ansıyın; aşkla yağdı da sular,
Ondan kokulandı ıtır çiçeklendi elma,
Doğayla el ele bizi üreten bir sevgi var,
Evrende en soylusu sezdim ki bu çoğalma.

Metin Eloğlu

Uğur Mumcu

Oca. 24, 2008


Soğuk Ankara kışında ezbere bir sokak adı,

Kırılmış gözlüğünün cana batan camları,

Bir çöpçü faraşında alelacele meçhul faillerin gaip izleri,

Yüreği yanan halkın yorgun feryadı

Bir de mumların alevi

Sonra her yer karanfil…

16 yaşımın körpe umutlarında donan haber bülteni karesi

Donduğu gibi kalan

Akla adaba ziyan

Sınan ey halkım sınan

O gün bugün hiçbir şey değişmedi!!!

Kendi kendinden korkan,deyim yerindeyse “osuruğu cinli” lere dönüştürdüler insanları. Katliamlara , yasaklara, baskılara alkış tutar hale gelen kitlenin halet-i ruhiyatını anlamasına anlıyorum da, hangi prensip,hangi bilimsel metot, hangi tedavi yöntemleriyle şifa getirilir bu yaman rahatsızlığa, işte o konu muamma!

Niçin öldürür bir insan diğerini? Neyi ortadan kaldırmak ister? Bunun türlü çeşitli sebepleri vardır. Mücadelesinde olunan bir fikir uzlaşmalığıdır aslında, çığırından çıkar kişiselleştirilir, karşı fikri savunan birisi tarafından kişi ortadan kaldırılır, çözüm getirildi sanılır tehdide.

Tehdit nedir? Tarafı olunmayan düşünce yapısı, fikir,algı sınırının aşina olmadığı çeşitlemeleri, herhangi bir çok boyutlu konunun. Tarafı değilse,karşı tarafı tehdit görmek nasıl bir şuur yapısının kabiliyetidir? Nasıl bir kendini inkar,iradesizliğin,güvensizliğin ifşasıdır bu, pişkincesine hem de!

Her bir bireyin, kendinde topladığı değerler sistemi vardır. Kendi doğruları, yanlış diye nitelendirdiği yaşam biçimleri vardır. Doğrularıyla paşa paşa yaşayıp gitmek varken, yanlış gördükleriyle mücadelede seçtiği işgüzar, galeyana getiren, yok etme misyonuyla egosunu tatmin eden,insanlığını ayazda bırakan yöntemleri temaşası hazin ve kadim öyküsüdür insanlığın.

‘Filanca şunu demiş,bilmem kim bu lafı etmiş,hadi ortadan kaldıralım!’ Beğenmediysen edilen lafları,sen söyleme, edinme o halde! Karşı beyanını, yakışır ve insanlığa da yaraşır şekilde koy ortaya, tezleriniz anti-tezlerinizden yeni ve lazım gelen, aklın şaşırtan yollarında cevaplar arayanlara sentez, ışık , yol olsun.

‘Falanca kanal pek ahlaksız yayın yapıyor,oh kapandı da iyi oldu!’ Ahlakın bunca mı dayanıksız, inancın mesnetsizdi? Bir habere, bir yoruma, bir sese sallanıveren inancının köklerine yanarım! Televizyon kumandası, radyo düğmesi,bilgisayar takım taklavatı kullanmayı  hanidir yanlış anlayan, girmesine girip de, çıkarken yolunu şaşıran, öfkeli kamuoyu oluşturmayı maharet sayan,yasaklatınca kendini güvende sanan zihniyete aşk olsun…

 

“Aman kardeş,yasaklansın şu program,adamın biri kadın kılığında çıkıyor,erkekliğimiz tehlikede maazallah!”

“Aman beyim,kapatın şu kanalı,açık saçık giyinmiş kadınlar salınıyor,boy gösteriyor,benim tekinsiz aklımla,hizalayamadığım güdülerim,hanımın da geleceği tehlikede maazallah!”

“Yahu Rtük’leyin gitsin you tube’mudur nedir! Abuk sabuk kayıtlar asabımızı zıplatıyor,ne hakla atalarımıza dil uzatırlar? Nasıl? Olur mu kardeşim o onun terbiyesizliği,saygısızlığı,kendini bilmezliği! Yasaklamayalım da böyle ihanet içinde mi yaşayalım soyumuza sopumuza! Kanımıza dokunuyor kardeşim! Kapatın gitsin!

 Kan dedim de,neydi hanım benim kan grubum? Sabahtan hastanede olmam lazım, o kadar bıçak parası verdik doktora, yanmasın. Sabah trafik sıkışık olur,sen çekmecedeki parayı da koy cüzdanıma bizim memur sabahları trafikten daha sıkışık oluyor. Yatmadan elektrik saatinin mandalını kaldırmayı unutmayın,yarın da hatırlatın su saatini geri sardırayım okunmadan. Seçim günü çıkmış olmazsam hastaneden,bak dediğim partiye oylar ona göre. Koca milletvekili elini sıkmış biraderin bir mitingde,hatırını sormuş. Hem kıyak oldu seçim kampanyaları,anlıyorlar milletin halinden, yoksa dağıtırlar mıydı onca erzak, edevat? Telefon mu ver bakayım kimmiş; ‘ha Sıtkı sen misin? Rahat konuşamıyorum, yengen yanımda. Tamam diyorsun o iş, ayarladın yani hatunları.Oh be, helal olsun aslanım sana! Tamam kapat şimdi yarın konuşuruz.’ Hanım kalk bak bakayım şu oğlan ne yapıyor yine saatlerdir internetin başında. Abuk sabuk sitelere girip kafasını bulandırmasın, örf adetimize aykırı fikirlerle yıkamasınlar beynini çocuğun. Asileşti zaten bugünlerde. Dikkatli olmak lazım. Kapattıracaklar bana tamamen hattı o olacak sonunda. Başa mı çıkılır bunlarla maazallah ! ”

 

. . .

 

Karıştırıyorlar gibime geliyor. Atalarımız; “her gözünün üstündeki kaş bizimkine benzemeyenden, uygarlıktan, bilimden, teknolojiden, sağduyudan, dengeden, yordamıyla kendini ifadeden  kurtulalım savaşı” yapmadılar ki!

Anlatamıyorum

Oca. 20, 2008

Üstadın dediği gibi; “Bu ağızlar bu kulaklara göre ağız değil”. Katledilen bir sevgili insanın ardından, manzaraya rağmen, ümidimi karartmamaya gayretle karaladığım üç beş satıra gelen yorumların ruhumu acıtan sefil çaresizlik hissini savuşturmaya uğraşmaktayım bu saatlerde.

“Bir Ermeni öldü hepiniz Ermeni oldunuz,15 şehit öldü Mehmetçik olmadınız” emanet sloganıyla karşı çıkanlar,neyin karşısında dahi olduğunun farkına olmayan bu kalabalıklar,bu yerinden oynamayan taşlar,bu duvarlar,karanlığın aralayamadığımız perdeleri,bu kolektif cinnet nedir,neresinde durulur,nerden bakılır,nasıl anlatılır?

Mehmetçiklerle gazetecileri katlettiren zihniyetin zaten bir ve aynı olduğunu anlatmaya, bu oyunda kimin katil kimin maktul olduğunun karmaşasına düşürerek uyuşturulan zihinlere, intikam aşısıyla zehirlenen benliklerini kendine getirecek, aslına döndürecek, olan biteni salt insan olma halinin zapt edilmemiş penceresinden gösterecek cümleleri olan var mı?

 Eşsiz saflıkta özler, nice güzellikleri hak eden güzel, evrimin kahramanı, tüm canlıların sultanı, eşiz sevgilerin kahramanı, nesillerin mimarı oldukları gerçeğine ihanet ettiklerini anlatabilecek olan var mı?

Böyle sürer giderse, başta kendileri olmak üzere bu acıklı oyunda hepimizin “kurban” olduğunu haykırmaya yetecek soluğu, her köşede çınlayan bu amansız çığlığı duyurmaya muktedir sesi olan var mı?

Hrant Dink

Oca. 19, 2008

 

 Korku unutturur mu?

Olsa olsa unutmuş gibi  yaptırır oyunda biraz daha eğlenmek, galibiyetine çıkacak yolları sağlama almak için .

 Sinsi ve kusursuz izleyendir korku; dirençle beslenir. Fazlasıyla kibirlidir, kendini hatırlatmasını bilir! Usta bir kılık değiştirendir; algının dolambaçlı yollarındaki açıkları kollar, tohumlarını serpmek, günü geldiğinde kim bilir hangi paradigmanın mesnetsiz düzlüğünde yeşermek için.

Dallanır, budaklanır, şahlanır. Gürültücü haykırışlarında tatminle zevkten mest olur.

Sana, bana, bize, sisteme bürünür, ödleri titretirken akıl, edep, asap ne varsa yolunda siler süpürür. Bir mercek yerleştirmiştir boş baktığımız yerlere, cüceyi deve, ayakları baş, iyiliği riya, yardımı paranoya, sevmeleri ihanet görelim diye…O hep sömürür!

Bir müşkülü vardır görünmez kılamadığı bu dev’in; nice ‘olmak’lar arasında, bir küçük yamasıdır yalnızca zahiri benliklerin!

Beşer,şaşı bakmasa şaşıracak,tersini düzünü anlayacak, güdülmese şahlanacak, insan olmak kazanacak, kara kara büyücülerin, kara kara korucularının kolladığı karanlık duvarlar bir bir yıkılacak, alaca bulaca işleri bozulacak, hükümsüz kılınacak, her yer pür’ü pak aydınlanacak…

Bu ışıkta kendini gören insanoğlu bakacak ki, hepimiz Türk’üz, hepimiz Ermeni’yiz, hepimiz Yahudi’yiz, hepimiz Sünni’yiz, hepimiz Alevi’yiz, hepimiz Türkmen’iz, hepimiz Kürt’üz, hepimiz Laz’ız, hepimiz Çerkez’iz,hepimiz Rum’uz, hepimiz Süryani’yiz…Biz hepimiz Millet’iz, hepimiz Devlet’iz, ışıl ışıl bir mozaiğin pırıl pırıl sesleriyiz, gelenekten geleneğe rengarenk cümbüşüyüz kültürlerin..

Kanla beslemeden yeryüzü toprağını, lanetin kesif kokusuyla mezarlığa çevirmeden  dünyayı omuz omuza, yürek yüreğe, tehdit değil teklik’iz, az değil çok’uz, hepimiz çoğunluğuz, biz aslında çoğunlukla insanız!!!

Korku krallığının çıplak kralınadır bugünkü serzenişimiz; “Biz senin her yerini gördük artık!”

Bundan  tam bir yıl önce,sonsuzluğa kanat çırpan tedirgin güvercinin barışı demirleyerek kenetlediği tüm korkusuz yüreklere başsağlığı, insan’dan umudu yitirmeme sabrı diliyorum.

 

Shelfari: Book reviews on your book blog