1.

Gün yine ağarıyor. Ağaracak tabii, beni bekleyecek hali yok. Uyku bastırdı hafiften. Çokça bastırmışımdır evvelki gün ben ona ondandır. Başımın ağrısı da bu sebeple, kesin. Nereden düştüyse aklıma, aklıma düşen hiçbir düşünceyi kaçırmadan, tüm ayrıntılarıyla yazmaya vakfetmiştim o günü. Dün değil, evvelsi gün. Kabusa dönüşen bir deneyim oldu. Şimdi denemiyorum. Bitti deney. Sonuçlanmadı, sonlandırdım. Öylesi bilinçli bir eylemde insan şizofreninin sınırlarını zorluyor. Kaotik  dönence. Bir süre sonra anlamakla anlatmanın arasındaki tüm bağlar yitiveriyor. Düşünceler, bağlantılar, cümleler, kelimeler, harfler, eller, sonra bir anda hepsi..Donakalıp bilgisayar ekranındaki boş kalabalığa bakakalıyor insan. Ellerimi yeniden edinmem bayağı sürdü.

Başlaması zor oldu. ‘Nasıl yani’. Nasıl yaniden başkaca hiçbir tümce geçmedi aklımdan dakikalarca. Başımı çevirip çevirip kütüphaneme baktım. Salak gibi. Okuduğum herhangi bir kitaptan bir şeyler, yahut yazarı hakkında filan…Böyle salakça cümleleri geçirdim beynimden kasten. Aynen böyle. ‘Okuduğum herhangi bir kitaptan bir şeyler, yahut yazarı hakkında filan’. Cümle buydu. Tık yok. Oysa normalde sürekli karalıyorum bir şeyler. Günü gününe olmayan bir güncem, internet, sitelerinde blog yazılarım. Onlar için yazmıyorum. Yazdıkça onlara da yolluyorum. Birkaç tane var, hepsine aynı yazıları gönderiyorum. Kaç küsür site için ayrı ayrı yazacak halim yok. Vaktim de yok. Şu yeni roman var bir de. Onla halleşiyorum. Bu sıralar aramız bozuk biraz. Karakterler arsız çıktı. Çekiştirip duruyorlar. Hiç fikrimde olmayan işler açtılar başıma. Onlar mı benim düşümde yaşıyor, ben mi onların, bu aralar muğlak. Kalkıyorum. Kahve yapmalıyım, yoksa uyuyacağım. Bir de ağrı kesici ilaç. Beynim hala cenderede.Hemen dönerim.

 

2.

Biraz açıldım gibi. Uyumamam lazım. Kitabı bitirmeliyim. Rudolf Steiner. Çok etkilendim. Daha ortalarındayım. İmge birikintileri. Anlam oluşmadı. Ama etkilendim. Neden? Bilmiyorum. Belki de biliyorum. Onama ve yadsımalarda hemfikir olduğum kısımlar var. Hemfikir yanlış kelime. Duyumsal bir durum gibi bu. Fikren hala tarafsızım. Aslında bu işte! Bunu sevdim. Bir taraf olunması gerekmiyor. İkilikten bağımsız sunuşu var. Okuyorum, üzerinde düşünürken, düşünmüyorum. Düşünmek gerekmiyor. Sezmek doğru tanımlama olur mu? Bilmiyorum. Ama böyle bir şey. Ne demek istediği yerleşiyor bir yere. Fikrime diyemiyorum. Fikir taraflı, dualitik olur. Dünyaca da paradigma. Yeter bu kadar. Bitirmediğim bir kitabı anlatmaya çalışmak salakça. İyi geldi, çünkü her şey birbirinin etrafında dönmeye başlamıştı. Toplum. Siyaset. Birey. Hermetik felsefe. Ezoterizm. Zen. Paganlar. Objektivizm. Nietzsche. Adamım Nietzsche! Her basamakta yeni bir Nietzsche. Şuur geliştikçe, genleşdikçe yeni bir Nietzsche. Bakış açısına göre sayısız mercek. Gittikçe netleşen manzaralar. 16 yaşımda tanıdığım Nietzsche’yle şimdiki arasında epey fark var. 16 yaşımla benim aramda da epey fark var zaten. O zaman da gerçekti, şimdi de. İlelebet gerçek Nietzsche! Muazzam. Bulantısı da aynı ölçüde muazzamdır. Bu yüzden kuyruk kovalarken iyi gelmiyor. Steiner kuyruk kovalarken iyi.

 

3.

Evvelki günü anlatıyordum. 65. sayfada pes ettim. Pes ettim yanlış tanımlama. Bittim diyelim. Kayboldum. İrade işi değildi çünkü. Başlaması zor, bırakması istençdışı olan bir deney. Bir şey düşüneyim, ya da ne düşünüyorum ben’e başlayınca, orda takılıp kalınıyor. Bir araya geldiğinde anlam oluşturmayan bir dizi kelime geçiyor; “ Ne, nasıl, tamam, sustum, rahatım, bakma, cildi sıyrılmış Deleuz’ün, yapıştırsam mı, otur, saçmalama, olmayacak, düşünemiyorum, şiir, renk, mavi, Nietzsche gülme! Offff……..”

Neden kitapları, yazarları düşünerek başlama meylim var? Düpedüz gösteriş bu. Neyi göstereceksin? Gösterme! Bırak aksın. Aksın ki çıkalım vorteksten. Dönüp okuyunca bulacağız. Öyle umuyoruz. Umuyorum yani. Ben ve ben. Evet şimdi anımsadım. Amaç buydu. Kus ve rahatla. Yaz ve rahatla değil. Kus ve rahatla. Ne varsa çıkart. Arındırır mı diye merak etmiştim. Zihin çınlaması yapıyor. En belirgin yan etkisi bu. Ne kadar sürüyor şimdilik söyleyemem. Hala sürüyor.

Merdiven

Şub. 8, 2008

SABIR;

Bekleyiş tımarhanesindeki bastırılmış tutsaklık.


BEKLEYİŞ;

Çelişki tımarhanesindeki bastırılmış tutsaklık.


ÇELİŞKİ;

Sabır ve bekleyişin demir kapılarını iradesiz şuur üzerine kapatış.


İRADE;

Şüpheli ‘amaç’ çelişkisinin yaman tutsaklığı.


AMAÇ;

Kolektif zehirli aşı.


KOLEKTİF;

‘Ben’ tımarhanesindeki silahlandırılmış tutsaklık.


BEN;

Arayış masalının muzır vaadi.


ARAYIŞ;

Bilmek masalının hınzır vaadi.


BİLMEK;

Tekil özne, öznel, özerk ‘Ben’in çoğul, sahte algısı.


ALGI;

Varsayımın şenlikli tutsaklığı.

 

VARSAYIM;

Yadsıma istencinin iktidarsızlığı.

 

YADSIMA;

Kaçış yolculuğunun korku tüneli.

 

YOLCULUK;

Yüzleşme dehşetinin korku treni.

 

KORKU TRENİ;

Ezbere dünya.

Gerçek-Sahte-Algı

Şub. 2, 2008

‘Olan’, inanılmaz ve kabul edilemez duyumsanıp yadsınabilir; -sahtedir! Rahatlama sağlar, pragmatiktir.

‘Sahte’, yoktur; tehdit oluşturmaz.

Yalıtılmış benlik duyumsamasıyla ‘olan’, diğer her şey gibi gerçektir, vardır. Sınırların dışındadır, tehdit oluşturmaz. Aynı ölçüde pragmatiktir.

Kişi daima rahatlık düzlemi arar. Ve bulur. Ret ya da kabul ederek bir süreliğine edinir ve en uygun yere yerleştirir kendini.

Var yahut yok saymak bir ve aynıdır nihai olarak. Yadsıma yoluyla  şuuraltına yollanan çelişkilerin devamlı rahatsızlığı, dirençleri tetikleyecektir  istemsiz de olsa. Daimi huzursuzluk yaratır. Bastırılan dikkatten dolayı, inkar edilenle sürekli karşılaşılması patalojik süreç başlatır. Akıl sır ermez; -nasıl olur da ‘sahte’ prim yapabilir?

Her şey ‘gerçek’ olduğunda ortadan kalkması gereken ikilik, bütüne sonsuzcasına sirayet etmiş bulunduğundan devamlı bölünme yaratır, yok olmaz. Kıyassız varılamayan ‘gerçek’ten emin olunamaz.

Koşullanmışlıklarla yapılandırılan bilinç, yeniliğe açık tutumlularca yap-boz tahtasına çevrilirken, halet-i ruhiye neticesi ya evrim addedilip coşkun bir huzur yaşanır, ya çelişkilerin çıkmazında çatışmaya dönüşüp derin ve uzunca bunalım. Bir süreliğine. Tüm durumlar geçicidir.

‘Her şey gerçek’, tüm durumların algılanabilirliğini, kabul edilebilirliğini gerektirir başlangıçta, anlama arzusunu ateşler. Olanaksıza yakındır, ömür yetmez. Bir süre sonra ‘genel kabul’ duygu durumuna ulaşılır, zihin uğraşmaktan caymıştır artık. Genel kabul huzurludur, çatışmasızdır. ‘Nasıl’ ı çıkartır dağarcığından, nasılsa nasıldır.

Embesilleşmeyle, irade zırhına bürünmek iki ayrı yola açılan iki sınırdır bu noktada. İkisi de yeni paradigmalara açılır. Tekrar bozulur, tekrar yapılır. Kişi kendi kuyruğunu kovalayıp duracaktır ömrünce.

Bunun farkında olanlar ve olmayanlar vardır. Ömrü de var ve gerçek kabul edenlerle, sahte ve aslında yok sayanlar. Bir nedenden ötürü. Hazımsız. Soytarı. Farkında.

 

Boşluk

Oca. 28, 2008


Sığmadığın bir kap oluyor evren, taştığın yahut dolduramadığın. İki türlü de tutunamadığın kıyılarına. Bu tutunmak arzusu da aynı kapta üstelik. Tutunmak istencini bıraksan da boşluk, bırakmasan da.

Soru buradaysa yanıt da buradadır tezi, oyalama stratejisinden başka şey değil. Bir sorunun yüzlerce olası cevabı var, ‘gerçek’ diye bir şey yok. Var sayınca ‘inanç’ denir buna. Sonrası yoktur, yol kapanır.

Her şey, tüm olan yüceltiledebilir, çürütülebilir de. Hangisine meyledileceği spontane seçimlerle paşa gönüllere kalmıştır. Ki nankördür o gönül. Fazla şımartılmış, narsisttir…

Shelfari: Book reviews on your book blog