Anlatamıyorum

Oca. 20, 2008

Üstadın dediği gibi; “Bu ağızlar bu kulaklara göre ağız değil”. Katledilen bir sevgili insanın ardından, manzaraya rağmen, ümidimi karartmamaya gayretle karaladığım üç beş satıra gelen yorumların ruhumu acıtan sefil çaresizlik hissini savuşturmaya uğraşmaktayım bu saatlerde.

“Bir Ermeni öldü hepiniz Ermeni oldunuz,15 şehit öldü Mehmetçik olmadınız” emanet sloganıyla karşı çıkanlar,neyin karşısında dahi olduğunun farkına olmayan bu kalabalıklar,bu yerinden oynamayan taşlar,bu duvarlar,karanlığın aralayamadığımız perdeleri,bu kolektif cinnet nedir,neresinde durulur,nerden bakılır,nasıl anlatılır?

Mehmetçiklerle gazetecileri katlettiren zihniyetin zaten bir ve aynı olduğunu anlatmaya, bu oyunda kimin katil kimin maktul olduğunun karmaşasına düşürerek uyuşturulan zihinlere, intikam aşısıyla zehirlenen benliklerini kendine getirecek, aslına döndürecek, olan biteni salt insan olma halinin zapt edilmemiş penceresinden gösterecek cümleleri olan var mı?

 Eşsiz saflıkta özler, nice güzellikleri hak eden güzel, evrimin kahramanı, tüm canlıların sultanı, eşiz sevgilerin kahramanı, nesillerin mimarı oldukları gerçeğine ihanet ettiklerini anlatabilecek olan var mı?

Böyle sürer giderse, başta kendileri olmak üzere bu acıklı oyunda hepimizin “kurban” olduğunu haykırmaya yetecek soluğu, her köşede çınlayan bu amansız çığlığı duyurmaya muktedir sesi olan var mı?

Hrant Dink

Oca. 19, 2008

 

 Korku unutturur mu?

Olsa olsa unutmuş gibi  yaptırır oyunda biraz daha eğlenmek, galibiyetine çıkacak yolları sağlama almak için .

 Sinsi ve kusursuz izleyendir korku; dirençle beslenir. Fazlasıyla kibirlidir, kendini hatırlatmasını bilir! Usta bir kılık değiştirendir; algının dolambaçlı yollarındaki açıkları kollar, tohumlarını serpmek, günü geldiğinde kim bilir hangi paradigmanın mesnetsiz düzlüğünde yeşermek için.

Dallanır, budaklanır, şahlanır. Gürültücü haykırışlarında tatminle zevkten mest olur.

Sana, bana, bize, sisteme bürünür, ödleri titretirken akıl, edep, asap ne varsa yolunda siler süpürür. Bir mercek yerleştirmiştir boş baktığımız yerlere, cüceyi deve, ayakları baş, iyiliği riya, yardımı paranoya, sevmeleri ihanet görelim diye…O hep sömürür!

Bir müşkülü vardır görünmez kılamadığı bu dev’in; nice ‘olmak’lar arasında, bir küçük yamasıdır yalnızca zahiri benliklerin!

Beşer,şaşı bakmasa şaşıracak,tersini düzünü anlayacak, güdülmese şahlanacak, insan olmak kazanacak, kara kara büyücülerin, kara kara korucularının kolladığı karanlık duvarlar bir bir yıkılacak, alaca bulaca işleri bozulacak, hükümsüz kılınacak, her yer pür’ü pak aydınlanacak…

Bu ışıkta kendini gören insanoğlu bakacak ki, hepimiz Türk’üz, hepimiz Ermeni’yiz, hepimiz Yahudi’yiz, hepimiz Sünni’yiz, hepimiz Alevi’yiz, hepimiz Türkmen’iz, hepimiz Kürt’üz, hepimiz Laz’ız, hepimiz Çerkez’iz,hepimiz Rum’uz, hepimiz Süryani’yiz…Biz hepimiz Millet’iz, hepimiz Devlet’iz, ışıl ışıl bir mozaiğin pırıl pırıl sesleriyiz, gelenekten geleneğe rengarenk cümbüşüyüz kültürlerin..

Kanla beslemeden yeryüzü toprağını, lanetin kesif kokusuyla mezarlığa çevirmeden  dünyayı omuz omuza, yürek yüreğe, tehdit değil teklik’iz, az değil çok’uz, hepimiz çoğunluğuz, biz aslında çoğunlukla insanız!!!

Korku krallığının çıplak kralınadır bugünkü serzenişimiz; “Biz senin her yerini gördük artık!”

Bundan  tam bir yıl önce,sonsuzluğa kanat çırpan tedirgin güvercinin barışı demirleyerek kenetlediği tüm korkusuz yüreklere başsağlığı, insan’dan umudu yitirmeme sabrı diliyorum.

 

Gittin

Mayıs. 21, 2007

( Kemal Açan’a )

 

Surlarımın ardında hangi azap fethedebilirdi ömrümü

Zaptını namümkün kılıp sırçaköşkler inşasında nöbetteyken kalemde

Ki korku bundandı,yargı bundan,yardım bundan

Sırf, yara almasın diye benliğim..

Bir büyük tufanla yerle bir ettin hepsini; ‘ben’ dediğim!

 

Zirvesini düşümde hep izlediğim,

Bir adım yolken önümde

sebepsiz ertelediğim karşılaşmak zamanını,

Şanlı Olympos’un da varmış bildiği

O tufan gününde misafir edecekmiş beni…

 

O topraklara öyle basmak varmış,

O zeytin dallarını öyle tutmak,

O zirvede seni oracığa bırakmak,

Beni..

 

Her şey nasıl da sahte göründü yamaçlardan aşağı…

 

Ben döndüm mü, ikimizi de mi gömdüm bilmiyorum serseri………

Büyüyünce

Oca. 26, 2007

 

     Büyüyünceye ertelediğim bir dolu düşüm vardı çocukken. O büyümek hiç gelmedi, düşlerim hiç bitmedi.

   Yavaş gelişen, çelimsiz, gösterişsiz bir çocuk, yine öyle bir genç kız oldum. O sıralar hiç takılmadım bunlara, ne de olsa büyüyecektim. Otuzu devirmişken bugün, bir muhabbet esnasında dudaklarımdan fırlamak üzereyken zor zapt ederim hala; ‘büyüyünce’… Beş karış kaldım ya, bitmedi büyümek duygusu.

   Mesele olan şu ki; içim bedenime tezat bir hızla büyüdü hep. Bana sığmayacak kadar olduğunda, artık ben de bir yerlere sığamaz oldum bu kamburla. Hayatla çetin bir kavgadan yenik çıktığımdan olsa gerek, o da bana pek cömert olmadı haliyle. Kambur dediğimi başımda taç yapmaktı arzum, lakin tamamen benim eşekliğim, yaşamla kavga edilir mi?

   Görgüsüz bir iştahla oradan oraya sürükledim kendimi uçsuz bucaksız bilmek dünyasında. Olmak oyununda. Öyle sivri köşeleri, öyle dar çıkmaz yolları vardı ki bazen, kanamadan, sıkışmadan kat edilemeyecek denli sefil ve dönüşsüz hem de. Ya hiç çıkılmayacak, ya tamamlanacak çaresiz. Onca eziyetten sonra pat diye öyle bir şey çıkıyor ki insanın karşısına, senelerdir bir arpa boyu yol alamadığını görmek zaman zaman, güler misin, ağlar mısın?

   Keyfine sözüm yok, anlatılır gibi değil, kabul. Ancak nanik yaparken yakalıyorsun ya bazen yaşamı, tüm ihtişamı ve soytarılığıyla…Hani içi boş çuval gibisin fıs diye de, çuval senden daha ‘var’!

   Bu sıralar çok sıkıldım. Ondurmuyor da kandırmıyor da, eğleşemeyeceğim artık gibi.Kitaplarımı kaldırdım. Anılarımı saldım. Fikrime yüz vermiyorum. Dinlenmek istiyorum.

 

   Büyüyünce düşünürüz…

 

İllüzyon

Oca. 26, 2007


Ret ya da kabul farksız artık.. anladın hepsini ve kalmadı şimdi yiyecek haltın bu tutuma çanak! Ezdin de lobları neye yaradı? Vur istersen şimdi sert  katı duran tüm zeminlere başını, parçala.. Ne katı var, Ne başın nasılsa.. dansını izle kuarkların…….Kuantum ağzımıza sıçtı! “GERÇEK” yokmuş!!!!!!!!!

Nasıl düzülmüşüz asırlarca; işte bak şömiz cilt sana şimdi, burada oluşuna sebep.. amaç değil, amaç yok artık. Sebep. Hani nostaljik! Vakti ez diye; ki olmayan !

Eğ bük ne bok yersen ye, içindesin de metazori nasılsa. Dön dur işte!

Nerden başlayalım? İlk gün olsun, ilk günden başlayalım. Buradaki ilk günün. Gelişin yani. Nerden çıktın? Önemli mesele bak bu. Ömrünce küfre ve zevke ve suçluluk kompleksine gark olacak.. devekuşlarınca yani!

Artık sığamadığın yapışkan karanlığının tutsaklığı aylar sonra tanımadığın fotonların saldırısıyla yerle bir olduğunda değilmi ki ilk amansız şaşkınlığın, varlığına kazınacak dehşetli korkun ve şuursuzca taşıyacağın güvenlik panik atağın.. Kaçma, geri dönme, sığınma, tutsak da olsan bildiğin duvarlar arasına çekilişin.. içgüdüsel ve çığlık çığlığa! Hoş geldin bebek dünyaya!!!

 

Benlikler

Oca. 26, 2007

Katli vacip benliklerimin cinai sorumluluğu

 

Çarpıştı hortlak dirençlerimle

 

ne sorumluluk kaldı ne katil olmak.

 

Günler,aylar,yıllarca dirilip dikildiler ömrüme.

 

Fani olduklarını biliyorum.

 

Kimi kusursuz katilim

 

kimi beceriksizin teki.

 

Beni gidi beni...

Çelişki

Oca. 26, 2007

 

Karşıtı olmadan onaylanamıyorsa hiçbir şey

Kederi yadsıdığında

Sevinçleri de paketleyip gönderiyorsun uzaklara fark etmeden.

Üzülmek hiç çabasızken

Sevinmek için paralıyorsun kendini...

Anlatmak

Oca. 14, 2007

 

Kelimelerin objektif değerleri yoktur. İnsan sayısı kadar çok anlama gelir bir teki. Ne çok insan ve ne çok kelime.

Algı kapılarında bekleşen harf kalabalıklarıdır kelimeler. Her birimize başka şeyler söylerler. Ne duymak istiyorsak onu söyledikleri için dostturlar.

‘Çiçek’ deyince mesela, ben lale derim, sen nergis, beriki papatya diye atılır. Ve bu lale, nergis, papatya da her birimize ayrı duyumsamalar yaşatır.

Halleşiriz kelimelerimizle, gerisi kolay iştir. Yaşamı anlamlandırmayı yüklemişizdir sırtlarına, cebelleşiriz. Ve ne çok insan,ne çok kelime, ne çok anlam…Tanımlayıp nitelendiririz ‘olan’ ı kelimelerle. Birbirine ekleyip, süsleyip, ulayıp, ayırıp cümleler ediniriz.

Büyük laflar ederiz…

Yaşamı kelimelere dökmeye uğraştıkça köşeye sıkışırız bir yerinde muhakkak.Yaşam kelimelerden çok! Köşeye sıkışmadan önceki halimize dönüp bakınca o daha vahimdir. Ya kelimeler, ya yaşamdır ‘ben’ e sığan. Ya kelimeler, ya yaşam yalan söylüyordur. ‘Cümle kazığı’ çok yemişizdir.Yaşama yakıştıramayız,ya da yaşam hepten kazıktır zaten. Biz yine cümlelere kıyamayız.

Uzak

Oca. 3, 2007

 

Kaçmasam

 

kovalamazdım da belki ihtimalini

 

uzun uzun düşündüm

 

yakaladığımdan korkmayacağıma ikna olup da

 

durdum.

 

Sonuç;boşuna ıskalanmış onca zaman...

 

kaçmadığımda ve kovalamadığımda

 

ben bana daha da uzaklaştım 'hiç' bir boşlukta.

 

Yakalama ihtimalimi de yaktım!

 

Büyüyünce

Ara. 20, 2006

Büyüyünceye ertelediğim bir dolu düşüm vardı çocukken. O büyümek hiç gelmedi, düşlerim hiç bitmedi.

Yavaş gelişen, çelimsiz, gösterişsiz bir çocuk, yine öyle bir genç kız oldum. O sıralar hiç takılmadım bunlara, ne de olsa büyüyecektim. Otuzu devirmişken bugün, bir muhabbet esnasında dudaklarımdan fırlamak üzereyken zor zapt ederim hala; ‘büyüyünce’…Beş karış kaldım ya, bitmedi büyümek duygusu.

Mesele olan şu ki; içim bedenime tezat bir hızla büyüdü hep. Bana sığmayacak kadar olduğunda, artık ben de bir yerlere sığamaz oldum bu kamburla. Hayatla çetin bir kavgadan yenik çıktığımdan olsa gerek, o da bana pek cömert olmadı haliyle. Kambur dediğimi başımda taç yapmaktı arzum, lakin tamamen benim eşekliğim, yaşamla kavga edilir mi?

Görgüsüz bir iştahla oradan oraya sürükledim kendimi uçsuz bucaksız bilmek dünyasında. Olmak oyununda. Öyle sivri köşeleri, öyle dar çıkmaz yolları vardı ki bazen, kanamadan, sıkışmadan kat edilemeyecek denli sefil ve dönüşsüz hem de. Ya hiç çıkılmayacak, ya tamamlanacak çaresiz. Onca eziyetten sonra pat diye öyle bir şey çıkıyor ki insanın karşısına, senelerdir bir arpa boyu yol alamadığını görmek zaman zaman, güler misin, ağlar mısın?

Keyfine sözüm yok, anlatılır gibi değil, kabul. Ancak nanik yaparken yakalıyorsun ya bazen yaşamı, tüm ihtişamı ve soytarılığıyla…Hani içi boş çuval gibisin fıs diye de,çuval senden daha ‘var’!

Bu sıralar çok sıkıldım. Ondurmuyor da kandırmıyor da, eğleşemeyeceğim artık gibi.

Kitaplarımı kaldırdım. Anılarımı saldım. Fikrime yüz vermiyorum. Dinlenmek istiyorum.

Büyüyünce düşünürüz…

Shelfari: Book reviews on your book blog